
Üsküdar Belediyesi’nde bazı CHP’li meclis üyelerinin AK Parti’ye geçmesiyle birlikte belediye meclisindeki siyasi dengeler değişti. Yaşanan transferlerin ardından Üsküdar Belediyesi’nde yönetim çoğunluğunun AK Parti’ye geçtiği yönündeki gelişme, ilçede siyasi gündemin en önemli başlıklarından biri oldu.
Meclis üyelerinin parti değiştirmesi, beraberinde “seçmen iradesi” ve “siyasi etik” tartışmalarını da getirdi. 31 Mart yerel seçimlerinde Üsküdar halkının sandıkta ortaya koyduğu tercih sonrasında oluşan belediye meclis aritmetiğinin, dönem içerisinde yaşanan siyasi transferlerle değişmesi, kamuoyunda farklı görüşlerin dile getirilmesine neden oldu.
“BİR İRADE GASBI DAHA” TEPKİSİ
Yaşanan gelişmeyi eleştiren çevreler, meclis üyelerinin seçildikleri partiyle yollarını ayırarak başka bir siyasi partiye geçmelerinin, kendilerine oy veren seçmenlerin tercihleri açısından sorgulanması gerektiğini savunuyor.
Özellikle “seçmenin verdiği oyun emaneti” üzerinden yapılan değerlendirmelerde, seçilmişlerin kişisel siyasi tercihleri ile seçmenin sandıkta ortaya koyduğu irade arasındaki ilişkinin göz ardı edilmemesi gerektiği ifade ediliyor.
Öte yandan süreçle ilgili kamuoyuna yansıyan tutuklama, tehdit ve siyasi baskı iddiaları da tartışmaların bir başka boyutunu oluşturuyor.
SİYASETTE ETİK TARTIŞMASI
Parti değiştirmek hukuken mümkün olsa da, seçilmiş bir meclis üyesinin siyasi tercihini değiştirmesinin yalnızca hukuki açıdan değil, siyasi etik ve seçmene karşı sorumluluk açısından da değerlendirilmesi gerektiği kamuoyunda konuşuluyor..
Çünkü sandıkta kullanılan oy, yalnızca bir kişiye verilen destek değil; aynı zamanda belirli bir siyasi anlayışa, programa ve yönetime verilen yetki anlamına geliyor.
Bu nedenle Üsküdar’da yaşanan gelişme, “Seçilmişler kendi siyasi tercihlerini değiştirebilir mi?” sorusunun yanı sıra, “Seçmenin verdiği oyun siyasi sorumluluğu nedir?” sorusunu da yeniden gündeme taşıdı.
“AHLAK HER YERDE VE HER ZAMAN LAZIM”
Siyasi transferlere yönelik eleştirilerde, siyasette makam ve çoğunluk hesaplarının yanında ahlaki sorumluluğun da göz önünde bulundurulması gerektiğine dikkat çekiliyor.
“Ahlak her yerde ve her zaman lazım” anlayışıyla yapılan değerlendirmelerde, bugün alınan siyasi kararların yalnızca bugünü değil, gelecekte siyasete ve demokrasiye bırakılacak mirası da şekillendirdiği ifade ediliyor.
Üsküdar’da yaşanan son gelişme, seçilmişlerin siyasi tercihleri ile seçmenin sandıkta ortaya koyduğu irade arasındaki ilişkiyi bir kez daha tartışmaya açtı.
Demokrasinin temelinde ise değişmeyen tek bir gerçek var: İrade seçmenindir, söz hakkı da seçenlerindir.
Sandıkta verilen oyun anlamı, yalnızca seçim günüyle sınırlı değildir. Asıl mesele, o oyun taşıdığı siyasi sorumluluğa ne kadar sadık kalındığıdır.



































Yorum Yazın