Veysel Güneş: “Jeotermal Projelerde Denetim ve Şeffaflık Hayati”
YEREL HABERVarto’daki protesto mitingine katılan ve komitede görev alan Veysel Güneş, jeotermal enerjiye ilişkin izlenimlerini ve araştırmalarını dernekte düzenlenen toplantıda katılımcılarla paylaşarak, sürecin doğru denetim ve uygulamayla şekillenmesi gerektiğine dikkat çekti.
Dünya ve Türkiye’deki örneklerin birlikte değerlendirilmesiyle jeotermal enerjinin tek başına “iyi” ya da “kötü” olarak nitelendirilemeyeceği, uygulama biçimi ve denetim mekanizmalarına bağlı olarak farklı sonuçlar doğurabileceği vurgulandı. Varto’da düzenlenen protesto mitingine katılan ve komitede görev alan Veysel Güneş, gerçekleştirilen toplantıda edindiği izlenimleri katılımcılarla paylaştı. Güneş, jeotermal enerjiye ilişkin yaptığı araştırmalar doğrultusunda, projenin bölgeye etkilerinin dikkatle analiz edilmesi gerektiğini ifade ederek, şeffaflık, bilimsel değerlendirme ve etkin denetimin önemine dikkat çekerek konuşmasına şöyle devam etti.
UZMAN GÖRÜŞÜ:” ‘BEN BU İŞTEN PARA KAZANIYORUM AMA BU PROJENİN SİZE BİR FAYDASI YOK”
“Gördüğümüz kadarıyla bu mesele çoğu zaman siyaset üzerinden tartışılıyor ve bu da konunun özünden uzaklaşılmasına neden oluyor. Örneğin, bu projeye en güçlü karşı duruşu sergileyen isimlerden biri olan eski Varto Belediye Başkanı Abdulvari Han’ın yaklaşımında bile, somut ve teknik açıdan yeterince güçlü argümanlar ortaya konulamadığını düşünüyorum. Kendisi, geçmişte bu konuda çeşitli akademisyenlerle çalışmalar yaptıklarını ve projenin faydalı olabileceğini ifade ediyor. Ancak meseleye çoğunlukla ‘sıcak su çıkarma’ gibi dar bir çerçeveden bakılıyor.
Oysa bu konu bundan çok daha kapsamlı. Ben bir uzman değilim, ancak sahada çalışan bir jeoloji mühendisiyle yaptığım görüşmede oldukça çarpıcı bilgiler edindim. Kendisi yurt dışında, aktif olarak bu işin içinde çalıştığını ve doğrudan şunu söyledi: ‘Ben bu işten para kazanıyorum ama bu projenin size bir faydası yok.’ Bu oldukça önemli bir tespit.
Elbette araştırdığınızda jeotermal enerjinin teoride faydaları olduğunu görüyorsunuz. Ancak uygulamada durum farklı. Özellikle ‘reenjeksiyon’ dediğimiz, çıkarılan suyun tekrar yer altına basılması süreci bu işin en kritik noktası. Bu işlem tam kapalı sistemle ve gerekli filtrasyonlarla yapılmadığında, ortaya çıkan gazlar ve zararlı maddeler doğaya karışabiliyor.
Sorun şu ki, bu sistemlerin doğru şekilde uygulanması oldukça maliyetli. Bu nedenle birçok firma gerekli filtrasyon ve kapalı devre sistemleri tam anlamıyla hayata geçirmiyor. Bu da çevresel riskleri beraberinde getiriyor. Yani mesele sadece sıcak suyun çıkarılması değil; bu sürecin nasıl yönetildiği ve hangi standartlarda uygulandığıdır.
“JEOTERMAL ENERJİYE İLİŞKİN DEĞERLENDİRMELERDE, YALNIZCA TEORİK ÇERÇEVE DEĞİL; UYGULAMA ÖRNEKLERİ DE BELİRLEYİCİ BİR ROL OYNAMAKTADIR”
Diğer yandan, konunun sürekli olarak siyasi tartışmalara çekilmesi de sağlıklı bir değerlendirme yapılmasını engelliyor. Bir kesim meseleyi tamamen siyasi komplo olarak değerlendirirken, diğer kesim de yine siyasi reflekslerle karşı çıkıyor. Biz ise dernek olarak bu iki yaklaşımın dışında kalmaya çalıştık.
Bizim temel yaklaşımımız şu: Bu işin faydası nedir, zararı nedir? Neden karşıyız? Karşı olduğumuz noktalar nelerdir? Bu soruların cevaplarını aradık ve buna göre bir duruş sergiledik.
Jeotermal enerjiye ilişkin değerlendirmelerde, yalnızca teorik çerçeve değil; uygulama örnekleri de belirleyici bir rol oynamaktadır. Bu bağlamda hem dünyada hem de Türkiye’de gerçekleştirilen jeotermal projeler incelendiğinde, farklı sonuçların ortaya çıktığı görülmektedir.
Amerika Birleşik Devletleri’nde jeotermal enerji üretimi uzun yıllardır devam etmekle birlikte, özellikle çevresel etkiler ve sismik hareketlilik üzerindeki olası sonuçları konusunda tartışmalar hâlen sürmektedir. Bu durum, jeotermal projelerin teknik bir mesele olmanın ötesinde, bilimsel ve toplumsal boyutlarıyla birlikte ele alınması gerektiğini göstermektedir.
Benzer şekilde İzlanda örneği sıklıkla başarılı bir model olarak gösterilse de, bu başarının belirli koşullara bağlı olduğu unutulmamalıdır. Özellikle projelerin büyük ölçüde yerleşim alanlarından uzak bölgelerde gerçekleştirilmesi ve sıkı denetim mekanizmalarının uygulanması, bu görece olumlu tablonun önemli nedenleri arasında yer almaktadır. Buna rağmen, çevresel etkiler ve gaz salınımları gibi konular üzerindeki tartışmalar tamamen sona ermiş değildir.
Öte yandan Basel’de gerçekleştirilen jeotermal proje, bu alandaki en dikkat çekici örneklerden biridir. Yer altına yüksek basınçla su enjeksiyonu yapılması sonucunda çok sayıda sismik hareket meydana gelmiş, hissedilen depremler oluşmuş ve proje önce askıya alınmış, ardından yapılan bilimsel değerlendirmeler sonucunda tamamen iptal edilmiştir. Bu örnek, jeotermal faaliyetlerin jeolojik yapı üzerindeki etkilerinin göz ardı edilemeyeceğini açıkça ortaya koymaktadır.
Türkiye’de ise jeotermal enerji yatırımları ağırlıklı olarak Ege Bölgesi’nde, özellikle Aydın, Denizli ve Manisa illerinde yoğunlaşmaktadır. Bu bölgelerde gerçekleştirilen çalışmaların ardından, tarım ve hayvancılık faaliyetleri üzerindeki etkiler kamuoyunda ve akademik çevrelerde tartışma konusu olmuştur. Toprak verimliliği, su kaynakları ve çevresel etkiler bağlamında yapılan değerlendirmeler, jeotermal projelerin yalnızca enerji üretimi açısından değil, kırsal yaşam ve ekonomik yapı üzerindeki etkileri açısından da ele alınması gerektiğini göstermektedir.
Sonuç olarak, dünya ve Türkiye örnekleri birlikte değerlendirildiğinde, jeotermal enerjinin tek başına “iyi” ya da “kötü” olarak sınıflandırılamayacağı; ancak uygulama biçimi, coğrafi koşullar ve denetim mekanizmalarına bağlı olarak farklı sonuçlar doğurabileceği anlaşılmaktadır.
İlginizi Çekebilir