“Bir Devrime Tanıklık Etmek”
KÜLTÜR SANATGeçtiğimiz günlerde gerçekleştirdiğimiz Eskişehir gezisi, her sokağıyla, her dokusuyla belleğimizde güzel izler bıraktı. Ancak bu gezinin öyle bir anı vardı ki, orada zamanın akışı da atılan adımlar da durdu. Eskişehir’in tarihi ve kültürel zenginliklerinin ötesinde, göğsümüzü kabartan ve gözlerimizi dolduran asıl nokta; Türkiye’nin sanayi ve mühendislik tarihine kazınan ilk yerli otomobilimiz Devrim’in tam karşısında durduğumuz an oldu.
Devrim, sadece metalden, motordan ya da dökümden ibaret bir araç değil. Devrim; Mustafa Kemal Atatürk’ün “muasır medeniyetler seviyesinin üzerine çıkma” hedefini yüreğine kazımış Türk mühendislerinin azim ve kararlılık destanıdır. Kısıtlı imkânlarla, imkânsız denilen şartlar altında ve sıkıştırılmış küçücük bir zaman diliminde bir hayali gerçeğe dönüştüren o inançlı ruhun somutlaşmış halidir.
Bu topraklarda vizyon ortaya koymanın da o vizyonu yok etmeye çalışan zihniyetle savaşmanın da tarihi eskidir. Devrim’in hikâyesi, sadece bir otomobil üretme gayreti değil; o hayale engel olmaya, “biz yapamayız” özgüvensizliğini bu millete dayatmaya çalışan iradeye karşı verilmiş sessiz ama devasa bir mücadeledir. Yıllar sonra o direnişin, o emeğin ve alın terinin karşısına geçip gururla bakmak, tarifsiz bir heyecan ve buruk bir gurur yaşatıyor insana.
Sadece 129 günde, yokluklar içinde yaratılan o mucizenin yanına yaklaştığınızda, zaman adeta geriye akıyor. Çekiç seslerini, uykusuz gecelerde içilen acı kahveleri, Türk mühendislerinin akıl ve bilek gücüyle o vagon atölyesinde döktüğü alın terini benliğinizde hissediyorsunuz. Dünyanın "imkânsız" dediği bir projeyi, Atatürk’ün çizdiği aydınlık yola baş koyarak hayata geçiren o vatan evlatlarının inancı, camın arkasından süzülüp doğrudan ruhunuza dokunuyor.
Peki neydi onları o soğuk ve kısıtlı atölyede sabahlatan irade? Cevap çok basit: Bir milletin kaderini değiştirme ve kendini feda etme pahasına "Biz de yapabiliriz!" diyebilme cesareti. Her detayında zekânın, her cıvatasında sarsılmaz bir inancın izi olan Devrim, o gün orada tüm ihtişamıyla dururken; onun yolunu kesmeye çalışan akıllara karşı verilmiş en büyük, en asil cevaptır. Devrim’in önünde durduğunuzda anlıyorsunuz ki, ortada duran şey bir başarısızlık değil; inancın, zekânın ve millî iradenin şahlanışıdır.
İşte tam da bu yüzden, o gün orada hissettiğimiz gururu her yurttaşımızın yaşaması gerekir. Yolunuzu mutlaka Eskişehir’e düşürün ve bu mühendislik harikasının karşısına geçip o havayı soluyun. İmkânsızlığın değil, inancın neleri başarabileceğinin canlı tanığı olun.
Çünkü orada unutulmaz bir adanmışlığın, “Siz yapamazsınız” diyenlere karşı verilmiş en sert, en asil cevabın izleri var. Nitekim o gecelerde verilen o üstün mücadelenin ve inancın karşısında duran direnci, sinema tarihimize de kazınan o sarsıcı cümle ne güzel özetler:
“Adı Devrim olan bir arabanın sokaklarda dolaşmasına zaten izin vermezlerdi.”
Yıllar geçse de o ruh ölmedi, o heyecan tükenmedi. Ancak ne yazık ki bu toprakların değişmeyen kaderidir; vizyoner adımların önüne taş koymak, büyük inançları küçük engellerle gölgelemek isterler. Zira hepimizin bildiği gibi; bu ülkede hiçbir başarı cezasız kalmaz. Ama o cezalara ve engellere rağmen, tarih pençeleri değil, yüreğiyle tarih yazan o yiğit mühendisleri ve onların inanç meyvesi olan Devrim’i gururla yazmaya devam edecek!
Cafer Kayadibi
İlginizi Çekebilir